İyi bir filmi ‘Rüyanda Görürsün’!

Çevrimiçi platform ağı yeni lisanslar ve yatırımlarla gitgide genişlerken Türkiye pazarı da orijinal yapımlar için adres olmayı sürdürüyor. Bir süredir hızlı kargo hizmeti ve cazip abonelik fiyatlarıyla ilgi çeken Amazon da yerli yapım kervanına katıldı. Başrollerini Murat Boz ile Burcu Özberk’in paylaştığı “Rüyanda Görürsün” geçtiğimiz haftalarda erişime açıldı.

Cemal Alpan’ın yönettiği filmde senaryo Umut Açıkalın, Serhat Solmaz ile Ferhat Ergün’ün kaleminden çıkmış. Film bir sabah uyandığında kendilerini “devcileyin” bir evli çift olarak bulan Engin ile Pelin’in yaşadıklarını konu alıyor. Karakterlerin isimlerine kadar ezber bir romantik komedi intibası uyandıran “Rüyanda Görürsün”ü değerlendirmeden önce öyküsünü kısaca aktaralım.

BİR RÜYAYA SIĞAN YILLAR, 2 DAKİKA 41 SANİYE AŞKLAR

Engin (Murat Boz), büyük bir inşaat şirketinin sahibidir. Hırsı ve azmiyle genç yaşına rağmen yükselmiş, büyük inşaatlara girişmiştir. Kentsel dönüşüm işine el atan Engin’in parolası “değişim olmadan gelişim olmaz”dır. Engin evliliği bir zincir olarak görür, uzatmalı sevgilisi Eda’yla (Selen Soyder) da pek mutlu değildir. Her gece başka bir âlem yaşamak arzusundadır.

Pelin (Burcu Özberk) ise bir düğün organizasyon firmasında çalışmaktadır. İş arkadaşı Merve’nin (Hivda Zizan Alp) evlilik düşkünlüğünü sert bir dille eleştirmekte, hatta bu durumu “hastalık” olarak görmektedir. Merve bir gün yorucu iş hayatından ve kişisel ihtiyaçlardan dolayı flörtleşmek için kendilerine yalnızca 2 dakika 41 saniye kaldığını hesaplar. Tesadüf odur ki aynı akşam sosyetik bir mekân açılacaktır. Bu mekân Engin’in arkadaşına aittir. Engin, arkadaşının mekânında mutfağa girer ve ideal pişirme süresi 2 dakika 41 saniye olan yemeği fırına verir. Bu süre sonunda Engin ile Pelin karşılaşırlar. Sabaha gözlerini iki yıllık evli olarak açan çifti sürprizler beklemektedir. Tüm hayatları değişmiştir. Engin, insanların mahallelerini talan etmekten vazgeçip şirketini satmış, hayali olan restorancılığa girişmiştir. Pelin de bir zamanlar azarlanan bir çalışanı olduğu organizasyon firmasının başına geçmiştir. Ensesinde boza pişiren şefi artık kendisine çay getirmektedir. Evliliğin kadın lehine gerçekleştiğini resmeden bu tabloya karşın aşmaları gereken bir zaman sorunu ve kendilerini uyanmaya zorladıkları bir rüyada neler yapılabileceğini kestirmek kalmıştır.

ÇEVRİMİÇİ PLATFORMLARIN 3 S’Sİ: SİPARİŞ, SENARYO, FELAKET

“Rüyanda Görürsün”ü değerlendirmeye platformun seçimi üzerinden başlamak yerinde olacak. Amazon iç pazara bir romantik komedi sipariş etmiş belli ki “bana bir ‘zengin erkek-orta alt sınıf kadın’ öyküsü yazın” demiş yahut pandemi sürecinde ve sonrasında sinema salonlarını önemli ölçüde yitiren film yapımcıları ellerindeki işi sunmuş ve kabul ettirmişler. Öyle ya da böyle bu seçim ana akım sinemamızın sefaletini sergilemesi bakımından fikir vermekte. Filmi, türü açısından romantik komedi olarak ifade etsek de ne romantik ne komik diyebiliyoruz çünkü ortada bir film yok! Akıp giden görüntüler izliyoruz sadece. “Rüyanda Görürsün” nedensellikten yoksun, kavranması güç bir sıra sahneden ibaret… Çatışmasını kuramayan, derdini anlatamayan, ana fikrini iletemeyen bir film Alpan’ın filmi. Ortalama bir yaz dizisinin vasat bir bölümü kadar dahi seyirciyle iletişim kuramıyor. Şimdi bir çevrimiçi platformun böylesi bir filme yönelmesi garip geliyor. Ticari sinemanın bu denli zayıflaması, senaryoyu tasfiye edip ünlüler üzerinden basit filmler itelemesi, kentsel dönüşüm gibi canımızı yakan bir meseleden artık illallah getirten hikâyeler devşirilmesi düşündürücü ve üzücü…

HARCANMIŞ BİR FİKİR, ŞEMATİK BİR SENARYO EKSENİNDE

“Rüyanda Görürsün” bir şema film şüphesiz… Romantik komedi türün beklentilerini karşılamak için yola çıkmış ancak bunu pek başaramamış bir film. Oysa fikir ilgi çekici ve daha iyi işlense, öyküye daha özenli dönüştürülse nispeten katlanılır bir film çıkarmış ortaya. İtiraf edeyim filmin klişe sahnelerle dolu fragmanını izlediğimde dahi tüm o olumsuz havaya karşın bir iyimserliğe kapılmıştım. Bu basit fikir hoş gelmişti ancak “Rüyanda Görürsün” bir fikrin nasıl katledildiğinin de iyi bir örneği maalesef. Meselenin bir kez daha senaryoda düğümlendiği, ticari sinemamızın teknik sorunları bir şekilde halletse de iyi senaryoya hasretin hiç dinmediği görülüyor. Filme dönersek, belli bir hikâye kuramadığını söyleyebiliriz. “İki yıl sonra”ya atan yaşamları her gece ikişer yıl atmayı sürdürüyor. Döngü kırılıyor, Engin ile Pelin kendi evlerinde uyanıyor ve aşklarının peşine düşüyorlar.

.

“Groundhog Day”i çağrıştıran, aşkın anahtar eylendiği fantastik sıkışmalar romantik komedinin her dönem sevdiği bir tema… “Rüyanda Görürsün” de rüya ve nasip gibi söylemler üzerinden evlenmek istemeyen ama aşka çekilen “birbirinin ilacı çift” başlığını işliyor. Oysa tarafların evlilikten neden kaçtığına dair sağlıklı bir veriye ulaşamıyoruz. Engin’in işkolikliği dolayısıyla ölüm döşeğindeki annesine zaman ayırmadığını, babasıyla arasının bu yüzden açıldığını; ilgisizliğinin ise ölüm kalım hâliyle yüzleşememeye bağlandığını biliyoruz. Aileye, ondan kaçacak kadar bağlı bu Engin portresinin yeni yaralar almaktan korktuğu için evliliğe sıcak bakmadığı düşünülebilir. Pelin’de ise hiçbir açıklamaya rastlamıyoruz. Tamam, bu kadın evliliğe karşı ama neden? Daha özgür mü olmak istiyor mesela? Evlilik kurumunun aşkı öldürdüğüne mi inanıyor? Kendini aile kurmaya mı hazır hissetmiyor? Kendini genel olarak iyi mi hissetmiyor? Yani nedir? Evlilik karşıtlığının altı boş, tarafları anlayabileceğimiz bir ön hazırlık yapılmamış. Hani böylesi filmlerde aşka inanılır, aşkın dağlar aşıran çöller geçiren gücü yüceltilir falan “Rüyanda Görürsün”de o da yok. Yoğun bir aşka rastlanmıyor filmde. Bir noktadan sonra aşk evresine geçiliyor, ilişki kazanılıyor ve rüya gerçeğe çevriliyor fakat duygular o denli yapay aktarılıyor, geçişler öyle muğlak kalıyor ki ne izlediğimizi, nereye varacağımızı anlayamıyoruz. Bu en bariz duyguyu dahi geçiremeyen bir yapımın senaryoda kaybettiğini öne sürebiliriz.

‘KENTSEL DÖNÜŞÜM’ ZİBİDİLİKLER VE BİR ALAY ÖZENSİZ SAHNE

“Rüyanda Görürsün” romantik komedilerin dahi kayıtsız kalmadığı bir gündemi, kentsel dönüşümü kendine fon eylemiş. Filmde olaylar başarıyla işlenmediği için biz bu dönüşüme de yeterince tanık olamıyoruz daha ziyade popülist kaygılarla attırılan nutuklar var. Filmde bu arka planı göstermek amacıyla karakterlerin tanıtıldığı giriş bölümünde öyle bir sahneye rastlıyoruz ki akıllara zarar! “Yönetmenin hiç dostu yokmuş” dedirten bu sahnede Engin, arkadaşı Cihan’la (Uğur Uzunel) birlikte kentsel dönüşüm alanında gezerken gecekondusundan ayrılmak istemeyen yaşlı bir çiftle karşılaşıyor. Daha doğrusu Engin ve arkadaşı arabadan inip doğruca bu çifte gidiyor. Engin, sloganı da olan “değişim olmadan gelişim olmaz” ifadesini kullanıyor. Filme ürün yerleştirilmiş gibi. Dilbilgisinde bağlacı saptamak için cümleden atıp anlama bakmak gerekir ya bu sahneyi de filmden atın film hiçbir şey kaybetmez; kentsel dönüşüm sektörü ucuz bir reklam kazanır! Bu ucuz reklam, filmin finalinde Engin’in doğru yolu bulmasıyla tersine dönüyor. Engin “başkalarının mahallelerini yıkmayacağım” diyerek sektörden çekiliyor ve hayali olan restorancılığa geçiyor. İşe bisikletle gidip geliyor. Sektörden çekiliyor, eski işine ve yaşamına özeleştiri getiriyor fakat şirketi en yakın arkadaşına devrediyor. Yani o mahalleler yıkılmaya devam edecek üstelik Engin de mahalleleri yıkanlarla arkadaşlığını sürdürecek. Eh ne anladık bu işten! Bu nasıl bir protest duruş, bir başka vazgeçiş? Filmdeki diğer ucuzluk da Engin’in tüm ilişkilerinin işinden dolayı bozuk olduğunun öne sürülmesi. Sanki Engin bu işi yapmasa daha “karakterli” biri olacak. Sanki inşaat sektöründe hırslı bir züppe olmasa, kendini paralamasa babasıyla arası açılmayacak. Kentsel dönüşüm işinde hırslı ve yeni nesil bir müteahhit olması tüm sorunların kaynağı biçiminde açıklanmış nedir ki Engin karakteri göründüğü gibiyse restoran işlettiğinde de annesiyle yüzleşmekten çekinecek bir duygusallığa sahip.

Pek sevilmeyen bir iş kolu üzerinden karakterin çatışmaları ve zaafları açıklanmaya çalışılmış fakat olmamış. Engin’in babasıyla ilişkisi de oldukça zayıf verilmiş. Ortada ağır bir sebep var varken Engin işi bırakıp mutlu bir yuva kurdu diye babanın geçmişe sünger çekmesi pek inandırıcı durmuyor. (Film boyunca izlediğimiz rakı masalı sahnelerin koma dönemine ait olduğunu dikkate aldığımızda dahi) Oğlun kaza geçirmesi önemli bir etken şüphesiz fakat filmin öyküsü gereği çok geç verilen bu bölüm de duyguya ket vurmakta. Yüzleşmiyorlar. “Filmde karakterler kartlarını açık oynayacak” diye bir kaide yok elbette ama anlatının merkezinde yer tutan bir ilişkinin birkaç sahneyle daha güçlendirilmesi gerekirdi. Filme yüzeysel sahneler damga vurmuş. “Çekip geçelim” yaklaşımıyla hareket edilmiş. Bu türden bir sahne de Engin ile Pelin arasında geçiyor. Pelin doğacak kız çocuğuna Zeynep adı verilsin istiyor. Engin ise Zeynep ismini basit buluyor ve tartışıyorlar. Neden basit mesela? Bu sahnede ne anlatılmak istenmiş? Engin, Zeynep adı üzerinden neyi küçümsemek istemiş? Pelin bu servisi nasıl karşılamış? Çok yetersiz bir sahne… Sadece kâğıt üzerinde zayıf değil acele çekilmiş, o yüzden uyumsuzluğu fark edilmemiş bir sahne…

Daha vahim hatalar söz konusu. İki örnek verip bu bahsi kapatalım. Engin’in esas çatışması samimiyet karşıtı bir işte çalışması, işkolik olması, bir anlamda “insanlığını unutması” fakat bir evladın annesinin cenazesine katılmaması işkolikle açıklanacak bir şey değil. Hiçbir evlat annesinin cenazesine katılmak yerine işi tercih etmez, “Son bir toplantı daha atayım” demez. Yurt dışındaysa bile atlar uçağa gelir. Cenaze de çok acil bir durum yoksa bir iki gün bekletilir. Evlat azarlanacaksa definden sonra azarlanır. Burada Engin şayet rest çektiyse bu da demince vurguladığımız üzere işkolikliğinden değil aksine duygusal olduğundan, duygularını bastırdığındandır. Bir diğer hata ise çiftin düğününde Engin’in eski sevgilisini görmemiz. Olaylı bir şekilde ayrılmışlar, saadet tablosuna ne ara geçtiler? Engin ölümden dönmüş falan ama eski sevgilinin şefkat göstereceği, her şeyi unutacağı yer de bir zahmet düğün değildir yani! Ya da gelinin tahammül edeceği… Ticari bir film için bile pes dedirten bir sahne bu.

.

OYUNCULUKLAR VE GÖRDÜKLERİMİZİ BAĞLARKEN

“Rüyanda Görürsün” oyunculuk noktasında da dökülüyor. Film bir romantik komedinin olmazsa olmazlarından ten uyumunu sağlayamamış. Murat Boz ile Burcu Özberk aynı frekanstalar, dolayısıyla çatışıp birbirlerini tamamlamıyorlar. Filmdeki gerilim de boşa düşüyor. Oyunculukları oldukça sınırlı. Hivda Zizan Alp’in sinemaya yakışan bir yüzü var. Ufak bir role rağmen iyi bir performans sergilemiş. Diğer rollerde kayda değer bir oyunculuk izlemiyoruz. Feridun Düzağaç, psikolog rolünde ilgi çekici fakat rol çok soğuk… Engin’in babasını canlandıran Şerif Erol’a biraz daha fazla oyun yazılmış ama o da fark yaratacak bir performansa çıkmıyor, günü kurtarıyor. Kısacası film oyunculukları bakımından da oldukça zayıf bir görüntü vermekte.

“Rüyanda Görürsün” için sözü bağlayabiliriz. Amazon’un tercihi şayet seyirciyle dalga geçmek değilse pazara dair planlarını yerli yapımlar üzerine kurmadığını söylemek gerekiyor. Platform, işlenmeyen bir fikrin işlemeyen öyküsünü filme çekerek -doğrusu risk alarak- ortalama bir yaz dizisi bölümü tadında giriş yapmış pazara. İlk elin bütün günahları üstlendiği film pazarı araştırıp yönelimleri ölçmek, seyirciyi tanımak maksadıyla değil de kataloğa ürün eklemek kaygısıyla çekilmiş bir görüntüde. “Rüyanda Görürsün” bu hâliyle bize hiçbir şey göstermiyor maalesef. Ne rüyada ne ayık…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir