Sanatın gücüyle eşitsizliği görünür kılıyoruz

“`html

Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması: 10 Yılda Toplumsal Dönüşüm Sağlamak

Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması, 2016 yılından bu yana her yıl farklı bir sosyal konuyu mercek altına alıyor. Peki, bu 10 yıllık serüvenin en önemli özelliği nedir?

NEVGÜL BİLSEL SAFKAN: On yıllık süreçteki en belirleyici unsurlardan biri, her yıl hem Türkiye’de hem de uluslararası düzeyde geçerli bir sosyal meseleyi ele alarak bunu sürdürülebilir bir yapım çağrısına dönüştürmesidir. Bu sayede yarışma, yalnızca ödül dağıtan bir platform olmanın ötesine geçerek, sinemada yeni sesleri destekleyen, genç hikaye anlatıcılarına fırsatlar sunan ve toplumsal meseleleri görünür hale getiren bir sosyal etki aracı haline geldi.

Sinemanın toplumsal farkındalık yaratma konusundaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sabancı Vakfı, 50 yılı aşkın süredir daha adil ve sürdürülebilir bir dünya vizyonuyla projeler geliştiriyor. Sanatın dönüştürücü gücüne olan inancımızla, bu alanda kalıcı ve uzun vadeli etki yaratacak projelere odaklanıyoruz. Sanat, özelde sinema, toplumsal meseleleri farklı açılardan inceleme, empati oluşturma ve izleyiciyi düşünmeye teşvik etme konusunda son derece etkili bir araçtır. Kısa filmler ise bu etkiyi hızlı ve çarpıcı bir şekilde ortaya koyma imkanı sunuyor. Yarışmamız da toplumsal meselelerin daha geniş bir kitleye ulaşmasını hedefliyor.

Yarışmanın bugüne dek kamuoyunda en fazla etki yaratan teması hangisiydi?

On yıl boyunca, her biri dünya ve ülke gündemi açısından oldukça kritik olan on farklı sosyal meseleyi ele aldık. Mülteci kadınlardan çocuk işçiliğine, ayrımcılıktan dijital yalnızlığa kadar geniş bir yelpazede önemli temalara yer verdik. Her biri, ele alındığı dönemde kamuoyunda güçlü yankılar buldu. Bu nedenle her bir temanın kendi bağlamında kritik bir etki yarattığını ifade edebilirim.

Kısa filmlerin uzun dönemli kampanyalara göre daha hızlı etki yaratma yeteneği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kısa filmler, etkili hikaye anlatımıyla izleyicilerle mükemmel bir bağlantı kurma fırsatı sunar. Tek bir duygu veya mesele üzerinde yoğunlaşarak izleyicileri düşünmeye ve harekete geçmeye teşvik eder. Bu özelliğiyle toplumsal farkındalığı artırmada büyük bir avantaj sağlar. Uzun müddetli kampanyalar, kalıcı değişimleri oluştururken, kısa filmleri ise bu değişimleri hızlandıran bir kıvılcım olarak düşünebiliriz.

Yarışmanın 10. yılı vesilesiyle “Kayıtsız Kalma” teması “Eğitimde Eşitsizlikler” konusunu öne çıkarmak neden bu kadar önemli?

Eğitim, temel bir insan hakkıdır. Ancak, ne yazık ki bu hak eşit şekilde erişilebilir değildir. UNESCO verilerine göre, dünya genelinde 251 milyon çocuk eğitim dışıdır. Ülkemizde de Eğitim Reformu Girişimi’nin raporuna göre 2024-25 döneminde yaklaşık 1.5 milyon çocuğun eğitim alamayacağı öngörülmektedir. Bu durum, eğitimde eşitsizliklerin göz ardı edilemeyecek bir boyuta ulaştığını göstermektedir. Bu nedenle, 10. Kısa Film Yarışmamızda “Eğitimde Eşitsizliklere Kayıtsız Kalma” çağrısını yaparak bu temayı gündeme aldık. Sanatın gücüyle bu eşitsizlikleri görünür kılmayı amaçlıyoruz.

Türkiye’de ve dünyada eğitimde eşitsizlikleri besleyen belirleyici unsurlar neler?

Eğitimde eşitsizlik, çoğu zaman gözle görülmeyen fakat güçlü şekilde varlığını sürdüren çok katmanlı bir sorundur. Türkiye ve dünya genelinde bu eşitsizliği artıran faktörler arasında coğrafi şartlar, sosyoekonomik durum, cinsiyet, engellilik durumu gibi unsurlar yer almaktadır. Bu sorun, eğitim erişimi ve niteliği açısından iki temel boyutu kapsar: okula gidemeyen çocuklar ve okula gitmesine rağmen yeterli eğitim alamayanlar.

Eğitim kavramı genellikle “fırsat eşitliği” ile ilişkilendiriliyor. Artık bunu “hak temelli” bir çerçevede ele almalı mıyız?

Eğitim, fırsatların temeli olmalı ve herkes için ulaşılabilir olmalıdır. Fırsat eşitliği önemli olmakla birlikte, günümüzde bu yaklaşım tek başına yeterli görünmemektedir. Bölgenin gelişim düzeyi ve bireylerin farklı ihtiyaçları gözetilmeden sağlanan eşit fırsatlar her zaman adil sonuçlar doğurmayabilir.

Sabancı Vakfı’nın sürdürülen eğitim projeleri ile 10. yıl yarışma teması arasındaki ilişki nedir?

Sabancı Vakfı, eğitime destek verme sorumluluğunu üstlenmiş bir kuruluş olarak, okullar, yurtlar ve kütüphaneler inşa ederek eğitimde erişimin artırılmasına katkı sağlamaktadır. 20 yıllık Hibe Programımız, eğitim konusuna önemli bir yer verir. Bu yaklaşımımızın doğal bir uzantısı olarak bu yıl “Eğitimde Eşitsizlikler” temasını gündeme alarak, sosyal farkındalığı artırmayı ve çözüm üretmeyi amaçlıyoruz.

Yarışmanın ikinci on yılına girerken, Sabancı Vakfı bu platformu nereye taşımayı hedefliyor?

Sürekli olarak etki sağlamak amacıyla çalışıyoruz. Kısa Film Yarışmamızın ikinci on yılına girerken, etkimizin derinleşmesine odaklanacağız ve yeni dönem hedeflerimizi belirleyeceğiz.

Toplumsal sorunların giderek karmaşıklaştığı günümüzde hangi konuları ertelenemez buluyorsunuz?

Yeni dönemde iklim değişikliği, nitelikli ve kapsayıcı eğitim ile toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konuları artık ertelenemez öncelikler olarak değerlendiriyoruz. Çünkü bu alanlarda yaşanan her gecikme, hem günümüzde hem de gelecek nesillerin yaşam koşullarını olumsuz etkileyebilir.

Dönüştürücü Etki ve Sanatın Gücü

10 yıldır teknik mükemmeliyetin ön planda olmadığını ifade eden Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması Sanat Yönetmeni Zeynep Atakan, “Bir filmin başarılı olabilmesi için kalbe ulaşması gereklidir” diyor.

İçerik görseli

Genç sinemacıların sosyal meseleler karşısındaki yaklaşımında son yıllarda ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz?

Yarışma çerçevesinde genç sinemacıların sosyal konulara daha duyarlı hale geldiğini ve bu hassasiyetin eserlerine yansıdığını görmek benim için çok sevindirici. Hem bu yarışma için geliştirdikleri projelerde hem de kendi eğitim süreçlerinde bu yaklaşım açıkça görülüyor.

“Eğitimde Eşitsizlikler” konusunu kısa film formatında işlemek, sinemacılara ne gibi fırsatlar sunuyor?

Bu tema, sinema açısından her türde güçlü hikayeler için zengin fırsatlar sunmaktadır. Her yıl, bu alandaki yaratıcılığın arttığını görmekteyiz. Filmlerin görünür olması, insanlara ilham veren ve yaratıcılığı teşvik eden bir fırsat yaratıyor.

Bu yılki başvurularda temaya yaklaşım açısından hangi eğilimler sizin dikkatinizi çekti? Kişisel hikayeler mi, yoksa sistem eleştirileri mi ön planda oldu?

Bu yıl yarışmaya katılan eserlerde, tema için derinlikli ve ilginç yorumlar gözlemledik. Hem kişisel gözlemler içeren çalışmalar hem de daha sistematik bir perspektiften yaklaşan filmler dikkat çekti. Kurmaca, belgesel ve animasyon tarzındaki yapımların hepsi, temel sorunu ustalıkla ele alıyordu.

Bir kısa filmi “iyi” yapan unsur sizce nedir? Teknik mükemmeliyet mi, yoksa hikâyenin duygusal derinliği mi?

Bu soruyu tüm türler için söylemek mümkündür. Bir filmin başarısı, kalbe dokunabilmekte yatar. Duygusal ve düşünsel etkisi ön planda olmalıdır. Teknik mükemmeliyet ise her zaman daha geri planda kalır ve bu yarışma bağlamında da önceliğimiz olmamıştır.

Bu platformun genç yönetmenler için yalnızca bir yarışma değil, aynı zamanda ifade alanı olması neden önemlidir?

Bu platform, en baştan itibaren sanat yoluyla ifade etmenin önemini vurgulamak amacıyla tasarlandı. Sanat, bireylerin kendi bakış açıları ile dünyaya bir katkıda bulunmalarını sağlar. Bu yönüyle oldukça değerlidir.

Sizce sinema, özellikle kısa film, izleyicilerin kayıtsız kalma durumunu kırmada ne kadar etkili bir araçtır?

Sinemanın bu konuda çok etkili olduğunu düşünüyorum. Kısa süre içinde izleyiciye farklı bir dünya sunmak, birçok duygu ve düşünce etkileşimini tetiklemek çok değerlidir. Kısa film, sinemayı özgün ve etkili bir biçimde ifade etmenin en iyi yollarından biridir.

Eğitimde eşitsizlik gibi köklü bir sorunu ele alırken, sanatın dönüştürücü rolünü nerede konumlandırıyorsunuz?

Böyle bir bağlamda, sanatın dönüştürücü gücün merkezi olduğunu belirtmek mümkündür.

İzleyicinin bu filmleri izledikten sonra hangi sorularla salondan çıkmasını diliyorsunuz?

Bu eserler, izleyicilere hayatın içindeki gerçeklerle ilgili daha fazla farkındalık kazandırmayı amaçlıyor. Çevremizden edindiğimiz gözlemlerle üretilen bu yapıtların, izleyicileri düşünmeye ve çözüm aramaya sevk etmesini umuyorum.

“`